VERGİ AKADEMİ

David Ricardo, Siyasal İktisadın ve Vergilemenin İlkeleri: “Rant Üzerine”

Aşağıdaki Ricardo’nun Rant üzerine düşüncelerine yer verilmiştir.

Kaynak: David Ricardo, Siyasal İktisadın ve Vergilemenin İlkeleri, İngilizce Aslından Çeviren: Barış Zeren.

“Bölüm II
Rant Üzerine

Bununla birlikte, üretim için gerekli emek miktarındaki değişikliklerin etkisi yanında, toprağın mülk edinilmesi ve dolayısıyla rantın oluşması yoluyla malların değerlerinde herhangi bir değişiklik olup olmadığı sorusu hâlâ ele alınmayı beklemektedir. Konunun bu bölümünü anlamak için, rantın doğasını, artış ya da düşüşünün hangi yasalarca düzenlendiğini derinlemesine irdelemek gerekir.

Rant, toprağın özgün ve yok edilemez güçlerini kullanmanın karşılığında, mahsulden toprak sahibine ödenen paydır. Bununla birlikte, bu terim genellikle sermayenin faizi ya da kârıyla karıştırılır ve gündelik dilde, çiftçinin toprak sahibine yıllık olarak ödediği her bedeli kapsayacak biçimde kullanılır. Varsayalım, aynı büyüklükte, aynı berekette iki bitişik çiftlikten biri, çiftçilik için gerekli yapılarla donanmış, dahası, gereği gibi sulanmış ve gübrelenmiş, çalı, çit ve duvarlarla bölümlenmiş olma gibi üstünlüklere sahip iken, öbüründe bu üstünlüklerin hiçbiri yok; bu durumda doğal olarak, bunlardan birini kullanmak için, öbüründen daha fazla ödeme yapılacaktır; ama her ikisinde de bu ödemeye rant denecektir. Oysa şu çok açık; bayındır çiftliğin kullanılması karşılığında ödenecek paranın bir kısmı, toprağın özgün ve yok edilemez güçleri için verilmiş olacak, kalan kısmı ise toprağın niteliğini artırmak için uygulanan sermayenin, mahsulü korumak ve saklamak için gerekli binaların kullanımı karşılığında verilmiş olacaktır. Adam Smith de kimi zaman rant sözcüğünü dar anlamıyla, tam da benim sınırlamak istediğim anlamıyla kullanır, ama daha çok da gündelik dildeki kullanımını aynen alır. Güney Avrupa ülkelerindeki tomruk talebinin ve ondan doğan yüksek fiyatın, Norveç’teki ormanlar için rant ödenmeye başlamasına neden olduğundan, oysa daha önce bunların hiç rant meydana getirmediğinden söz eder. Peki ama, burada Adam Smith’ce rant olarak adlandırılan ödemeyi yapan kimsenin, bu ödemeyi o sırada zaten toprak üzerinde bulunan değerli bir mal karşılığında yapmış olduğu ve tomruğu satmakla ise kendine kâr sağladığı açık değil mi? Aslında, toprak sahibine müstakbel bir talebe yönelik tomruk ya da herhangi bir ürün yetiştirmek için toprağının kullanılması karşılığında, tomrukların kaldırılmasının ardından bir ödeme yapıldıysa, bu ödemeye rant demek doğru olacaktır; oysa Adam Smith’in belirttiği durumda ödeme, tomruğu yetiştirme değil, kaldırma ve satma serbestliği karşılığında yapılmıştır. Smith, kömür madeni, taş ocağı rantından da söz eder ki, bunlarda da aynı düşünce geçerlidir – maden ya da ocak için verilen bedel, onlardan çıkarılacak kömür ile taşın değeri karşılığıdır, toprağın özgün ve yok edilemez güçleriyle herhangi bir bakımdan ilgili değildir. Bu, rant ile kâr üzerine yapılacak bir incelemede dikkat edilmesi gereken en önemli ayrımdır; çünkü rantın gelişimini düzenleyen yasaların, kârın gelişimini düzenleyenlerden çok farklı olduğu ve bunların ender olarak aynı yönde işledikleri bilinmektedir. Tüm ileri ülkelerde, toprak sahibine yıllık olarak ödenen ve kâr ile rantı bir arada barındıran bedel, ters yönde işleyen bu etkenler nedeniyle kimi zaman sabit kalmış; etkenlerden birinin öbürüne ağır bastığı zamanlarda ise artmış ya da azalmıştır. Dolayısıyla, çalışmamın ileriki sayfalarında toprak rantı terimine başvurduğumda, toprağın özgün ve yok edilemez güçleri karşılığında toprak sahibine ödenen bedelden söz ettiğimin anlaşılmasını arzularım.

Bir ülkede yerleşimin başladığı ilk dönemlerde, bereketli ve zengin topraklar bol iken, nüfusu beslemek için bunların çok az bir kısmının ekilmesi yeterlidir; söz konusu kısım gerçekten de nüfusun hükmedebileceği bir sermayeyle ekilebilir ve burada rant olmaz; ne de olsa, henüz mülk edinilmemiş olan ve bu yüzden de işlenmesi onu seçen kişinin tasarrufunda bulunan bol miktarda toprak varken, kimse bu toprağın kullanımı için para ödemeyecektir.

Arz-talep ilkeleri gereği, hava ve su karşılığında, ya da doğanın sınırsız miktarda bahşettiği başka ikramlar karşılığında neden hiçbir bedel verilmiyorsa, aynı nedenden ötürü, toprağın kullanımı için de rant verilmeyecektir. Makineler belli bir miktar malzemeyle, atmosfer basıncının ve su buharının yardımıyla iş görebilmekte ve insan emeği sarfiyatını büyük ölçüde azaltabilmektedir; ama doğanın bu yardımları bir bedel ödemeyi gerektirmez, çünkü tükenmez ve isteyen herkesin kullanımına açıktır. Aynı biçimde, bira, içki ya da boya imalatçıları da mallarını üretirken hava ve sudan her safhada yararlanırlar; ama arz sınırsız olduğundan herhangi bir fiyat ödemezler.[20] Tüm arazilerin özellikleri aynı olsaydı, topraklar sınırsız nicelikte ve aynı nitelikte olsaydı, çok özel ve elverişli bir konumda bulunmadıkça, toprağın kullanılması karşılığında hiçbir fatura çıkarılamazdı. Öyleyse tam da topraklar sınırsız nicelikte ve aynı nitelikte olmadıklarından; ayrıca nüfus arttıkça daha düşük nitelikte olan ya da daha az elverişli konumda bulunan topraklar da ekime açıldığından, toprağın kullanılması karşılığında rant ödenmektedir. Toplum ilerleyip bereketi bakımından ikinci sınıf topraklar ekime açılır açılmaz, birinci sınıf topraklar için rant ödenmeye başlar; bu rantın tutarı da söz konusu iki toprak arasındaki nitelik farkına bağlı olarak belirlenir.

Üçüncü sınıf topraklar ekime açıldığında da ikinci sınıf topraklar için rant ödenmeye başlar ve bu rant da önceki gibi iki toprağın üretme güçleri arasındaki farkla belirlenir. Bu sırada birinci sınıf toprakların rantı da yükselecektir; çünkü aynı miktarda sermaye ve emek karşılığında daha fazla ürün vererek ikinci sınıf olanlardan daha fazla rant sağlamaktadır. Nüfus artışında atlanan her eşik, ülkede besin maddelerinin arzını artırmak için daha kötü nitelikte toprakların ekime açılmasını zorunlu kılar ve daha bereketli olan tüm toprakların da rantını artırır.

Sözgelimi, eşit miktarda sermaye ve emek uygulanan 1, 2, 3 numaralı topraklar, sırasıyla 100, 90 ve 80 quarter zahire veriyorlar. Bereketli arazilerin nüfusa kıyasla bol olduğu, bu yüzden de yalnızca 1 numaralı toprağı ekmenin yeterli olduğu, yeni kurulmuş bir ülkede, safi ürün tümüyle yetiştiriciye ait olacak ve onun kullanmış olduğu malzemenin kârını temsil edecektir. Nüfus artışı, 2 numaralı toprakların ekime açılmasını gerektirecek düzeye ulaşır ulaşmaz, ki bu topraklar emekçilere yapılan ödeme düşüldükten sonra doksan quarter zahire getirmektedir, 1 numaralı topraklar rant getirmeye başlar; aksi takdirde ya tarım sermayesi için iki tane kâr oranı oluşması ya da 1 numaralı toprağın ürününden on quarter’lık miktarın, ya da on quarter’lık değerin, başka bir amaçla kullanılmak üzere buradan çekilmesi gerekir. Dolayısıyla 1 numaralı toprağı eken ister toprak sahibinin kendisi, ister bir başka kimse olsun, bu 10 quarter’lık değer, rant teşkil edecektir; çünkü 2 numaralı toprağın yetiştiricisi, elindeki sermayeyle 1 numaralı toprağı işleyip 10 quarter rant ödediğinde de, 2 numaralı toprağı işlemeyi sürdürüp hiç rant ödemediğinde de aynı sonucu alacaktır. Aynı biçimde, 3 numaralı toprak ekime açıldığında da 2 numaralı toprağın on quarter miktarında ya da değerinde bir rant getireceği ve bu arada 1 numaralı toprağın rantının yirmi quarter’a çıkacağı görülebilir; çünkü ister 1 numaralı toprağı işleyip yirmi quarter rant ödesin, ister 2 numaralı toprakta on quarter rant ödesin, isterse de 3 numaralı toprağı işlemeyi sürdürüp hiç rant ödemesin, bu yetiştiricinin kazancı sonuçta aynı olacaktır.

Ayrıca, 2, 3, 4 ya da 5’inci sınıf toprakların ya da daha kısır arazilerin ekime açılmasından önce, halihazırda ekime açılmış olan topraklarda sermayenin daha verimli biçimde kullanılması yöntemi de sıkça, hatta hemen her zaman karşımıza çıkar. Burada, 1 numaralı toprağa uygulanan ilk sermaye iki katına çıkarıldığında, ürünü de ikiye katlamak, bir 100 quarter daha üretmek mümkün olmasa bile, ürünü en azından belki seksen beş quarter kadar artırmanın mümkün olduğu görülebilir; hatta bu miktar, aynı ek sermayenin 3 numaralı toprağa uygulanması halinde elde edilecek mahsulden daha fazladır.

Sermayenin tercihen eski toprakta kullanıldığı böyle bir durum da, gene rant meydana getirir; çünkü her zaman için, rant, eşit iki ayrı sermayenin ya da emeğin ürünleri arasındaki farktır. Eğer bir toprak kiracısı, 1.000£’luk sermayeyle 100 quarter buğday elde ediyorsa ve ikinci bir 1.000£’luk sermayeyle mahsulü seksen beş quarter daha artırmışsa, o toprağın sahibi, kira anlaşması bittiği zaman kiracıdan on beş quarter’lık bir mahsulü ya da bunun değerini ek rant olarak talep edebilir, çünkü iki ayrı kâr oranı olamaz. Kiracı, ikinci 1.000£’lık sermayesinin getirisinden on beş quarter’lık bir kesintiye razıysa, bunun nedeni ancak o sermaye için daha kârlı bir kullanım alanı bulamaması olabilir; genel kâr oranı da bu düzeydedir. Kiracı böyle bir kesintiye razı olmazsa, bu genel kâr oranını aşan kısmı toprak sahibine vermeye gönüllü bir başka kimse bulunacaktır.

Diğerinde olduğu gibi bu durumda da son kullanılan sermaye rant ödemez. İlk yatırılan 1.000£’un daha yüksek olan üretme gücü için on beş quarter, rant olarak ödenir, daha sonra yatırılan 1.000£’un kullanılması karşılığında ise hiç rant ödenmez. Aynı toprağa, bu kez yetmiş beş quarter’lık getirisi olacak üçüncü bir 1.000£’lık sermaye uygulanırsa, bu kez ikinci 1.000£ için rant ödenecek ve bu rant da söz konusu iki sermayenin verdiği ürün farkına eşit, yani on quarter olacaktır; bu arada ilk 1.000£’tan alınacak rant on beşten yirmi beş quarter’a yükselecektir; en son yatırılmış 1.000£’tan ise rant alınmayacaktır.

Öyleyse, artan nüfusa besin üretmek için gerekenden çok daha bol miktarda nitelikli toprak varsa ya da hâlihazırda ekilen topraklarda sermaye, kazancında kesintiye uğramadan kullanılabiliyorsa, rantlarda yükselme olmayacaktır; çünkü istisnasız, her zaman rant, uygulanan ek bir emek miktarının, öncekine oranla daha az getiri sağlamasından kaynaklanır.

En bereketli ve en elverişli konumdaki topraklar, ilk önce ekime açılırlar; bunların mahsullerinin değişim değerleri de, diğer malların değişim değerlerinde olduğu gibi, üretilmelerinde ve piyasaya ulaştırılmalarında harcanan farklı emek türlerinin toplam miktarınca düzenlenir. Daha düşük nitelikte topraklar ekime açılınca ham mahsulün değişim değeri artacaktır, çünkü artık onu üretmek için daha fazla emeğe gerek duyulacaktır.

İster imal edilmiş olsun, ister maden ürünü, ister toprak mahsulü olsun tüm malların değişim değerini belirleyen; üretim için en uygun koşullar altında gereken en az emek miktarı ya da üstün üretim kolaylıklarından ayrıcalıklı biçimde yararlanan üreticiler değil, tersine, böyle kolaylıkları olmayanların üretimde harcadıkları daha fazla emek miktarıdır; başka deyişle, değişim değeri, en elverişsiz koşullar tarafından, talep edilen mahsulü yetiştirebilmek için zorunlu olarak katlanılan en elverişsiz koşullar tarafından tayin edilir.

Dolayısıyla, hayırseverlerden alınan mali kaynaklarla yoksulların çalıştırıldığı bir hayır kurumunda üretilen malların genel fiyatı, söz konusu yoksul çalışanlara sunulan ayrıcalıklar tarafından değil, diğer tüm imalatçıların karşılaştıkları olağan genel ve doğal güçlükler tarafından belirlenecektir. Elbette, bu kayırılan işçilerin sağlayacağı arz, topluluğun tüm istemlerini karşılayacak miktarda ise, söz konusu kolaylıkların hiçbirinden yararlanamayan bir imalatçı piyasadan topyekün silinebilir; bu imalatçının mesleğini sürdürebilmesi için, ancak ve ancak elindeki toplam mal mevcudu üzerinden olağan ve genel kâr oranını sağlayabilmesi gerekir; bu da yalnızca üretimde harcadığı emek miktarıyla orantılı bir fiyata mallarını satabildiğinde mümkün olur.[21]

En nitelikli topraktan daha önce olduğu gibi aynı emekle aynı mahsul sağlanabilecek, ama mahsulün değeri çoğalacaktır; çünkü daha az bereketli toprakları işletenlerin, işe koştukları yeni emek ve malzemeye karşılık elde ettikleri getiri azalmaktadır. Demek, bereketli toprakların daha kısır topraklara göre üstünlükleri asla kaybolmaz, ama bu üstünlükler yetiştiricinin ya da tüketicinin yararına olmaktan çıkıp, toprak sahibine yararlı hale gelir; buna karşın, daha kısır toprakları işlemek için daha fazla emek gerektiğinden ve beslenmemiz için gerekli ek ham mahsul arzını ancak bu tür toprakların da üretime çekilmesi sağlayacağından, söz konusu mahsulün göreli değeri, önceki düzeyin üzerinde seyredecektir, dolayısıyla şapka, giysi ayakkabı gibi üretilmesinde ek bir emek miktarı gerekmeyen diğer ürünlerden daha çoğu karşılığında değişilir hale gelecektir.

Öyleyse, ham mahsulün göreli fiyatında yükselme görülmesinin nedeni, toprak sahibine rant ödenmiş olması değil, en son birim mahsulü üretmek için daha fazla emeğe ihtiyaç olmasıdır. Zahirenin değerini en kısır toprakta üretim için harcanmış emek miktarı, ya da rant ödemeyen sermaye parçası belirler. Zahire, rant ödendiği için pahalanmış değildir; tersine, zahire pahalandığı için rant ödenmektedir; nitekim, çok doğru bir biçimde, toprak sahipleri tüm rantlarından vazgeçseler bile zahire fiyatında düşüş gerçekleşmeyeceği de gözlenmiştir. Toprak sahiplerinin ranttan vazgeçmesi bazı çiftçilerin soylu beyler gibi yaşamalarını sağlayabilir, ama işlenen en verimsiz toprakta ham mahsulü artırmak için gerekli emek miktarını azaltamaz.

Rant biçimini almış bir ürün fazlası sunması nedeniyle toprağın diğer tüm yararlı ürün kaynaklarından daha üstün olduğu çok sık dile getirilir. Oysa en bereketli, en bitek topraklar rant sağlamazlar; ancak üretme güçleri azaldığında, aynı topraklar emek karşılığında daha az mahsul getirmeye başladığında, daha bereketli parçalardan elde edilmiş mahsulün bir kısmı rant olarak ayrılır. Toprağın, üreticilere yararlı başka doğal kaynaklarla karşılaştırıldığında bir kusur sayılması gereken bu niteliğini, çok özel bir üstünlük olarak tanımlamak tuhaftır. Eğer hava, su, buhar gücü ve hava basıncı da farklı nitelikler gösterseydi; mülk edinilebilselerdi ve nitelikli kesimleri pek bol olmasaydı; bunlar da düşük nitelikli kesimleri kullanıma açıldıkça tıpkı toprakta olduğu gibi rant getirirlerdi. Daha kötü nitelikte olan kesimleri kullanıma açıldığında, bunlarla üretilen malların değerleri de yükselirdi, çünkü öncekiyle eşit miktardaki emek bu kez daha az üretken hale gelirdi. İnsan daha çok alınteri döker, ama doğa buna daha az karşılık verirdi; toprak da, gücü azaldığı için üstün sayılmaktan kurtulurdu.

Toprağın rant biçiminde fazla ürün bırakması bir üstünlük olsaydı, her yıl yeni üretilen makinelerin eskilerinden daha az etkin olması arzulanırdı; ne de olsa bu durum, yalnızca bunlarla değil, Birleşik Krallık’ın tüm diğer makineleriyle imal edilen malların değişim değerinde artışa yol açardı; sonuçta da en verimli makineye sahip olanlara rant ödemek durumunda kalınırdı.[22]

Rantın artışı, ülkede zenginliğin artmasının ve bu yüzden de çoğalan nüfusa besin sağlamanın güçleşmesinin bir sonucudur. Bu artış, zenginliğin bir belirtisiyse de, asla nedeni değildir; çünkü sıklıkla, rant sabitken, hatta düşüş gösterirken, zenginlik en yüksek artış hızına ulaşır. Ekilebilir toprakların üretme gücü düştükçe, rant da en yüksek hızda artar. Ekilebilir toprakların en verimli olduğu, ithalatın en az kısıtlandığı ve gerekli emek miktarında en ufak bir artış olmaksızın, tarımdaki gelişmeler sayesinde üretimin katlanabildiği, dolayısıyla da rantın en düşük hızda seyrettiği ülkelerde, zenginliğin artış hızı en yüksektir.

Zahire fiyatlarının yükselmesi rantın nedeni değil de sonucu olsaydı, fiyatlar da rantların yüksekliğiyle ya da düşüklüğüyle orantılı bir etkiye uğrardı; rant, fiyatın bileşenlerinden biri olurdu. Oysa üretilmesinde gerekli emek miktarı en yüksek olan zahire, zahire fiyatını belirler ve söz konusu zahirenin fiyatına rant dahil olmaz.[23]

Bu yüzden Adam Smith, malların değişim değerini düzenleyen ana kuralın, yani içerdikleri karşılıklı emek miktarına ilişkin kuralın, toprağın mülk edinilmesi ve rant ödenmesiyle tadil edilebileceği varsayımında haklı olamaz. Pek çok malın içeriğinde hammadde bulunur, ama o hammaddenin değeri, tıpkı zahireninki gibi, toprakta kullanılan ve rant ödemeyen en son sermaye parçasının üretkenliğince düzenlenir.

Buraya kadar, toprakları farklı üretme güçlerine sahip bir ülkede zenginliğin ve nüfusun doğal evriminin rant üzerindeki etkilerini ele aldık; toprağa ister istemez uygulanan ve öncekilerden daha az getiri sunan her ilave sermaye parçasıyla birlikte rant artacaktır. Aynı ilkeden yola çıkarak şu da söylenebilir: Bir toplumda, toprağa aynı tutarda sermaye yatırmayı gereksiz kılacak ve bu yüzden de son kullanılan parçayı daha üretken yapacak her koşul, rantı düşürecektir. Bir ülkenin sermayesinde, emeğin geçimine ayrılmış ödeneklerin önemli kesintilere uğramasına yol açacak her büyük azalış, doğal olarak bu sonucu doğurur. Nüfus, çalışmasını mümkün kılacak ödeneklerin durumuna göre kendini ayarlar; dolayısıyla da sermayenin artış ya da azalışıyla birlikte o da artar ya da azalır. Bu yüzden sermayedeki her azalma, zahireye yönelik efektif talebi düşürür, fiyatı indirir ve toprak ekimini azaltır. Sermaye birikiminin rantı artıracağı saptamasının tersi de doğrudur: Sermayenin azalması rantı düşürür. Verimi az topraklar ardı sıra terk edilir, mahsulün değişim değeri düşer, en yüksek nitelikteki toprak en son ekilen toprak durumuna gelir ve bu yüzden de burada rant ödenmez olur.

Bununla birlikte, ülkedeki zenginliğin ve nüfusun büyümesiyle de benzer etkiler doğabilir; eğer bu büyümeye, daha kısır toprakların ekilmesi zorunluluğunu giderecek ya da daha bereketli alanların ekilmesinde, mevcut miktarda sermayenin kullanılmasını yeterli kılacak tarımsal gelişmeler eşlik ediyorsa, rantı düşüren benzer etkiler ortaya çıkar.

Bir nüfusu beslemek için bir milyon quarter zahire gerekiyor ve bu miktar niteliklerine göre 1, 2, 3 olarak numaralandırılmış topraklardan sağlanıyor olsun; aynı miktar zahireyi, 3. toprağı ekmeden, yalnızca 1 ile 2 numaralı topraklardan sağlamamıza olanak verecek bir yenilik gerçekleşirse, bunun hemen rantı düşüreceği açıktır, çünkü artık rant ödenmeksizin ekilen, 3 değil, 2 numaralı topraktır; 1 numaralı toprağın rantı da 3 ile 1 numaraların mahsulleri arasındaki farkı değil, 2 ile 1 numaraların mahsulleri arasındaki farkı yansıtacaktır. Nüfus sabitken, zahireye yönelik ek talep söz konusu değildir; 3 numaralı toprakta kullanılan sermaye ile emek, toplumun arzuladığı yeni bazı malların üretilmesine hasredilebilir ve bu, rantı yükseltecek bir etki yaratmaz; elbette, bu yeni malların üretilmesinde, sermayeyi toprakta daha az verimli çalıştırmayı, yani 3 numaralı toprağı yeniden ekime açmayı gerektiren bir hammadde kullanılmıyorsa.

Şu kuşkusuz doğrudur: Tarımdaki bir yeniliğin sonucunda, daha doğrusu, tarımsal üretim için yeterli emek miktarının azalması sağlandığında, ham mahsulün göreli fiyatının düşmesi, sermaye birikimini de doğal olarak artıracaktır, çünkü mal mevcudu kârları büyük miktarlarda büyüyecektir. Bu birikim; emek talebinin de artmasına, ücretlerin yükselmesine ve ekime açılan toprakların artmasına yol açacaktır. Bununla birlikte, ancak nüfus arttıktan sonra, başka deyişle, ancak 3 numaralı toprak da ekime açıldıktan sonra rant eski yüksek düzeyine ulaşacaktır. Bu olana kadar, rantın düşüşte olduğu epey uzun bir süre geçecektir.

Öte yandan, tarımda iyileştirmeler iki türlüdür: toprağın üretme gücünü yükseltenler ile aletlerimizi geliştirip topraktan daha az emekle aynı mahsulü almamızı sağlayanlar. Bu her iki tür iyileştirme de ham mahsulün fiyatında düşüşe yol açar ve eşit düzeyde olmasa da rantı etkiler. Ham mahsulün fiyatında bir düşüşe vesile olmasalardı, bunlara iyileştirme denemezdi; ne de olsa, bir malın üretilmesinde gerekli emeğin miktarını azaltmak, bir iyileştirmenin temel özelliğidir; emek miktarı azaldığında da malın fiyatının ya da göreli değerinin düşmemesi mümkün değildir.

Münavebeli tarımın daha ustalıklı yapılması ya da daha iyi gübre seçilmesi, toprağın üretme gücünü yükselten iyileştirmelerdendir. Böyle iyileştirmeler, daha küçük bir parselden, eskisiyle aynı miktarda mahsul elde etmemize olanak verirler. Zahireyle münavebeli bir biçimde şalgam yetiştirerek bununla koyunlarımı da besleyebilir hale geldiğimde, daha önce koyunları beslemede kullandığım toprak artık gereksiz olur ve daha az miktarda topraktan aynı miktarda ham mahsul sağlayabilirim. Bir parsel toprakta, eskisine oranla yüzde yirmi daha fazla zahire yetiştirmemi sağlayacak bir gübre keşfedersem, en azından çiftliğin en verimsiz kesiminde kullandığım sermaye parçasını oradan çekebilirim. Ama saptamış olduğum üzere, rantı azaltmak için mutlaka toprağın ekime kapanması gerekmez; aynı toprakta üst üste kullanılan sermaye parçaları farklı sonuçlar veriyor iken, en düşük getiri sağlayan parçanın üretimden çekilmesi, bu etkiyi doğurmak için yeterlidir. Şalgam yetiştiriciliğine başlayarak ya da daha canlandırıcı bir gübre kullanarak, daha az sermayeyle aynı mahsulü elde edebilirsem, bu sırada üst üste kullanılan sermaye parçalarının üretme güçleri arasındaki farkı da bozmazsam, rantı düşürebilirim; çünkü bu durumda diğer parçaları hesaplamada kullanılacak olan standart, eskisinden daha üretken parçalar olacaktır. Örneğin, peş peşe yatırılan sermayelerin getirisi sırasıyla 100, 90, 80, 70 olsun; bu dört parçayı kullanınca rantım 60 olur; bu şu şekilde de gösterilebilir:

100 – 70 = 30
90 – 70 = 20 (mahsul 340 olduğunda)
80 – 70 = 10
70
340 60

bu parçaları kullanıma soktuğumda, her birinin mahsulü eşit oranda artacaksa da, rant aynı kalacaktır. Örneğin, 100, 90, 80, 70 olan mahsuller, 125, 115, 105, 95 gibi miktarlara yükseldiğinde, rant gene 60 olacaktır; aralarındaki fark da aşağıdaki gibidir:

125 – 95 = 30
115 – 95 = 20 (mahsul 440’a çıktığında)
105 – 95 = 10
95
440 60

Ama mahsuldeki böyle bir artış, talepte bir yükselme yoksa[24], toprakta bu kadar bol sermaye kullanılması için bir itki oluşturamaz; bu durumda kullanılan sermayelerden biri üretimden çekilir ve son sermaye parçasından 95 yerine 105 birim ürün sağlanır, böylece rant da 30’a düşer; talep 340 quarter iken durum şöyle gösterilebilir:

125 – 105 = 20

115 – 105 = 10 (Mahsul hâlâ nüfusun 105 isteklerine yetecek düzeyde 345 = 30 345 quarter’dır.)

Ama bazı iyileştirmeler vardır ki, zahire rantını düşürmeksizin mahsulün göreli değerini düşürürler; bunlar para cinsinden rantta düşüşe yol açar. Bu iyileştirmeler, toprağın üretme gücünü yükseltmez, ama ondan daha az emekle mahsul elde etmemizi sağlar. Ya toprakta uygulanan sermayenin oluşumuna ya da başlı başına toprağın işlenme tarzına müdahil olur. Saban ya da harman makinesi gibi tarım aletlerindeki iyileştirmeler, hayvancılıkta çalıştırılan atların daha idareli kullanılması ya da baytarlık bilgisindeki gelişmeler, hep bu niteliktedir. Bunlar sayesinde de toprakta daha az sermaye ya da, aynı anlama gelen, daha az emek kullanılacaktır, ama ekilen toprağın azaltılmasına rağmen aynı mahsulü almak mümkün olmayacaktır. Söz konusu iyileştirmelerin zahire rantını etkileyip etkilemeyeceği, farklı sermaye parçalarının çalıştırılmasıyla elde edilen mahsulün artmasına, aynı kalmasına ya da azalmasına bağlıdır. Eğer 50, 60, 70, 80 birimlik dört sermaye parçası toprakta kullanılıyor ve her biri aynı getiriyi sağlıyorsa; bu sermayenin oluşumuna yönelik bir iyileştirme sayesinde her bir parçadan 5 birim çıkartabiliyorsam, yani bunları 45, 55, 65 ve 75 birime indirebiliyorsam, zahire rantında herhangi bir değişme olmayacaktır; ama iyileştirmeler, en az verimle kullanılan sermaye parçasından tasarruf etmemi sağlayacak yöndeyse, zahire rantı hemen düşecektir, çünkü en verimli sermaye ile en az verimli sermaye arasındaki fark azalacaktır; rantı yaratan ise, tam da bu farktır.

Örnekleri çoğaltmak istemiyorum; tezimi yeterince sergileyebildiğimi umuyorum: Aynı ya da yeni bir toprak üzerinde peş peşe kullanılan sermaye parçalarının verdiği mahsuldeki eşitsizliği azaltan her şey, rantı da düşürür; bu eşitsizliği artıran her şey ise, rantın yükselmesinde rol oynar.

Toprak sahibinin rantından söz ederken, rantı daha çok herhangi bir tarlada kullanılmış sermayenin sağladığı mahsulden verilen bir pay olarak kabul ettik, bu payın değişim değerine hiç gönderme yapmadık; ama aynı neden, üretimin güçleşmesi, hem ham mahsulün değişim değerini, hem de ham mahsulden toprak sahibine rant olarak ödenen payı artırdığından, üretimin güçleşmesinden toprak sahibinin iki kere kazançlı çıkacağı açıktır. Birincisi, daha büyük bir hisse elde etmiştir, ikincisi kendisine ödeme olarak verilen malın değeri artmıştır.[25]”

DİPNOTLAR:

[20] “Gördüğümüz gibi, toprak, üretme gücü olan yegâne doğa etkeni olmakla kalmaz; aynı zamanda, bir grup insanın diğerlerini dışlayarak kendilerine ayırabildiği belki de tek doğa etkenidir; böylece toprağın yararını yalnızca kendileri görür. Makinelerimizi devindiren, gemilerimizi taşıyan, bizim için balıkları besleyen nehir ya da deniz suları da bir üretme gücüne sahiptir; değirmenlerimizi döndüren rüzgar, hatta güneşin ışığı da bizim için çalışır; ama ne mutlu bize ki, şu ana kadar kimse çıkıp da ‘rüzgar ve güneş benimdir, artık bunlardan yararlanmak isteyenler bana para ödeyecekler’ diyememiştir”. – Economie Politique, par J. B. Say, cilt ii, s. 124.

[21] Alıntıladığım şu yazısında Bay Say, fiyatı belirleyenin eninde sonunda üretim maliyeti olduğunu unutmuş görünmüyor mu? “Topraktan elde edilen emek ürününün şöyle bir ayrıcalıklı özelliği vardır: Kıtlaştıkça daha pahalı hale gelmez, çünkü besin azaldıkça nüfus da azalır; dolayısıyla da bu ürünlerin talep edilme miktarı, aynı zamanda arz miktarını da azaltır. Ayrıca, bir dolu işlenmemiş toprak bulunan yerlerde zahirenin, tüm toprakları işlenmiş yerlerde olduğundan daha pahalı olduğu da gözlenmemiştir. Ortaçağ’da İngiltere ve Fransa’daki topraklar, şimdikinden daha kötü işlenmişlerdi; çok daha az ham mahsul üretiyorlardı: Ne var ki başka eşyanın değeriyle kıyaslayarak, zahirenin o dönemde daha pahalıya satılmadığını anlayabiliyoruz. Mahsul azdı çünkü nüfus da azdı; talebin zayıflığı, arzdaki takatsizliği telafi ediyordu” (cilt ii, s. 338) Malların fiyatının emeğin fiyatınca belirlendiği fikrinden etkilenmiş olan ve bununla tutarlı olarak da, her türden hayır kurumunun nüfusu olağan seyrin dışında bir tarzda artırma eğiliminde olduğunu, dolayısıyla da ücretlerin düşmesine yol açtığını varsayan Bay Say, şöyle söylüyor: “İngiltere’den gelen malların ucuzluğunda, o ülkede bulunan sayısız hayır kurumunun payı olduğu kanısındayım” (cilt ii, s. 277) Bunlar, ücretlerin fiyatı belirlediğini savunan biri için tutarlı görüşler.

[22] “Üstelik tarımda,” der Adam Smith, “doğa da insanla birlikte iş görür. Doğanın emeği masrafsız olmakla birlikte, mahsulünün en pahalı işçi ürünü kadar değeri vardır.” Doğanın verdiği emeğe ödeme yapılır; ama çok olduğunda değil, az olduğunda. Armağanlarını sunarken daha cimri davranmaya başladığında, çalışmak için daha fazla bedel talep ediyordur. Cömertçe bir yararlılık gösterirken, bedavaya çalışır. “Tarımda kullanılan işçilerle çift hayvanları, sanayideki işçiler gibi yalnız kendi tüketimleri veya kendilerini çalıştıran sermaye ile sermaye sahibinin kârları kadar bir değerin yeniden üretimine değil, çok daha büyük bir kıymetin yeniden yaratılmasına etken olurlar. Çiftçinin sermayesinden, bu sermayenin bütün kârlarından başka, bunlar, arazi sahibinin rantının da yeniden üretimine sürekli vesile olurlar. Bu rant, kullanılmasını, arazi sahibinin çiftçiye ödünç verdiği doğa kuvvetlerinin ürünü sayılabilir. Bu hak, o kuvvetler ne büyüklükte sayılıyor yahut başka deyimle, toprağın doğal ya da tımarlı meydana gelmiş bereketi ne varsayılıyorsa o derece büyük ya da küçük olur. Bu, insan işi sayılabilecek olan her şeyin düşülmesinden veya hesabından sonra geriye kalan, doğanın yapıtıdır. Bunun, tüm mahsulün dörtte birinden aşağı düştüğü olmaz; çoğu kez tüm ürünün üçte birinden fazladır. Sanayide kullanılan o miktar üretken emek, hiçbir zaman yeniden bu büyüklükte bir üretime vesile olamaz. Sanayide doğa hiçbir şey yapmaz, hepsini insan yapar; yeniden üretim ise, her zaman için onu yaratanların gücü oranında olmak gerekir. Bundan ötürü, tarımda kullanılan sermaye, hem sanayide kullanılan herhangi eşit sermayeden çok emeği harekete geçirir, hem de kullandığı üretken emek miktarına oranla, ülke toprağıyla emeğinin yıllık ürününe, ülke ahalisinin gerçek zenginliği ile gelirine, çok daha büyük bir değer katar. Bir sermayenin kullanılabileceği bütün yollar içinde topluluğa en yararlı olanı elbet budur.” – Kitap II., bölüm 5., s. 15.

Doğa imalatta çalışan insan için hiç mi bir şey yapmaz? Makinelerimizi çalıştıran, gemilerimizi yüzdüren rüzgâr ile su hiçbir şey midir? En kalıplı makineleri çalıştırmamızı sağlayan hava basıncı ile buhar gücü, doğanın bize birer armağanı değil midir? Metalleri esnetmede ya da eritmede ısının etkisinden, boyacılık sanayisinde ya da mayalı içki üretmede hava çözünümünün öneminden söz etmeye gerek bile yok. Doğanın insana, hem de cömertçe ve bedelsiz yardım etmediği tek bir imalat yoktur.

Adam Smith’ten alıntıladığım yukarıdaki parçayla ilgili olarak Bay Buchanan, şu gözlemde bulunuyor: “Dördüncü ciltteki üretken ile üretken olmayan emek üzerine incelemelerimde, tarımın ulusal birikime katkısının, diğer sanayilerin katkısından daha fazla olmadığını göstermeye çalıştım. Rantın yeniden üretimini topluma çok yararlı bulan Bay Smith, rantın yüksek fiyattan doğduğunu gözden kaçırıyor; toprak sahibinin, aldığı bu payı, tüm topluluğun zararına elde ettiğini aklına getirmiyor. Rantın yeniden üretilmesinden toplumun hiçbir mutlak kazancı olamaz; ondan ancak bir sınıf, diğer sınıfların zararına kazanç elde eder. Toprağın ekilmesi sürecinde doğa, insan çalışmasıyla buluştuğu için tarımın bir mahsul ve dolayısıyla da rant sağladığı yolundaki görüş ham hayaldir. Rant, mahsulden değil, mahsulün satıldığı fiyattan elde edilir; bu fiyat da üretime doğanın karışmış olması nedeniyle değil, tüketimle arzı uyumlu kılabilmesi nedeniyle ortaya çıkar.”

[23] Bu ilkenin net olarak anlaşılması bence siyasal iktisat için azami önemdedir.

[24] Umarım tarımdaki her türlü iyileştirmenin toprak sahiplerine olan yararını göz ardı ettiğim düşünülmüyordur – bu iyileştirmelerin doğrudan etkisi, rantı düşürmektir; ama hem nüfus artışını teşvik ettiği için, hem de daha kısır arazileri daha az emekle ekmemizi sağladığı için, neticede toprak sahiplerine büyük üstünlükler sağlar. Bununla birlikte, bu iyileştirmelerin toprak sahiplerine zararlı olmaktan çıkmaları için belli bir süre geçmelidir.

[25] Bunu daha da netleştirmek ve zahire rantı ile parasal rantın hangi derecelerde değişiklik gösterdiğini anlatmak için belli nitelikte bir toprakta, on kişinin emeğiyle 180 quarter buğday elde edildiğini varsayalım; bunun değeri de quarter başına 4£’tan, toplam 720£ olsun; aynı ya da başka bir toprakta, ek bir başka on kişinin emeği, mahsulü yalnızca 170 quarter kadar artırabiliyorsa; hem 170 quarter’lık buğdayın fiyatı, hem de 180 quarter’lık buğdayın fiyatı 4£’tan 4£ 4s 8d’ye çıkacaktır; ya da bir toprakta 170 quarter’lık buğdayı üretilmesinde 10 kişi gerekirken, diğerinde 9.44 kişi yeterli olacağından, artış 9.44’e 10 oranında gerçekleşecektir, yani fiyat 4£’tan 4£ 4s 8d’ye yükselecektir. Şimdi 10 kişinin daha üretime katıldığını ve getirinin de aşağıdaki gibi gerçekleştiğini varsayalım: 160 için fiyat şuna yükselecektir: 4£ 10s 0d 150 ” ” ” ” 4£ 16s 0d 140 ” ” ” ” 5£ 2s 10d Burada zahirenin fiyatı quarter başına 4£ olduğu zaman, 180 quarter buğday veren toprak için hiç rant ödenmiyorken, şimdi yalnızca 170 quarter üretilebilir olduğunda, 10 quarter değerinde bir tutar rant olarak verilecektir; bu da quarter başına 4£ 4s 8d’den, toplam 42£ 7s 6d eder. 160 quarter’lık 20 quarter yani 4£ 10s 0d üzerinden 90£ 0s 0d rant mahsulden quarter verilir. başına 150 quarter’lık 30 quarter yani 4£ 16s 0d üzerinden 144£ 0s 0d rant mahsulden quarter verilir. başına 140 quarter’lık 40 quarter yani 5£ 2s 10d üzerinden 205£ 13s 4d rant mahsulden quarter verilir. başına Zahire rantı 100, 200, 300, 400 oranlarında artarken, para cinsinden rant 100, 212, 340, 485 oranında artacaktır.

Yorumunuz için teşekkürler. Vergi Dosyası

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s