KİTAPLIĞIM

Kitap Özeti: Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması

Kitabın Adı     : Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması

Yazar               : Samuel P. Huntington

Çevirenler      : Mehmet Turhan ve Y.Z. Cem Soydemir

Yayın Yeri       : İstanbul

Yayın Tarihi    :  2008

Yayınevi         : Okuyan Us Yayınları

 

DEĞERLENDİRME

Huntington Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemi anlamaya ve mümkün olursa öngörmeye yarayacak temel pradigmalar üzerinde durarak konuya başlangıç yapmaktadır. Bazı teorisyenler Soğuk Savaş sonrasında uluslar için liberal demokrasi ve batı değerlerinin tek ideolojik alternatif olarak kaldığını ileri sürmektedirler. Özellikle Francis Fukuyama bu tek ideolojinin kalması nedeniyle tarihin sonunun geldiği duygusuna kapılmıştır. Oysa Huntington kitabında ideoloji çağının sonu gelmiş olmasına rağmen dünya, kültürel çatışmalarla karakterize edilen bir duruma dönüşmüştür. Yazarın temel tezi gelecekteki çatışmaların temelini kültürel ve dini öğeler oluşturacaktır. Çatışma ise medeniyetler arasında gerçekleşecektir.

Yazar uluslararası ilişkileri anlamak için modellere ihtiyaç bulunduğunu belirtmektedir. Soğuk Savaş sonunda çok sayıda dünya politika modelleri oluşturulduğunu belirterek, “bir dünya”, “iki dünya”, “aşağı yukarı 184 devlet” ve “tam kaos” paradigmalarını sıralamaktadır. Ancak, günümüz dünyasını anlamak için gerçeklik ve hesabilik arasında denge kurulması gerektiğini belirten yazar, dünyanın yedi veya sekiz medeniyet olarak düşünülmesini önermektedir. Bunlar, Batı, İslam, Çin, Hint, Rus ve benzeri medeniyetlerdir. Bu noktada yazar uluslararası ilişkileri anlamak ve analiz etmek için “medeniyet” paradigmasını ileri sürmektedir. Bu paradigmaya göre, gelecekteki potansiyel çatışmaları analiz etme açısından medeniyet farklılıklarının analiz edilmesi gittikçe önem kazanmaktadır. Çünkü gelecekteki uluslararası ilişkileri medeniyetler arasındaki kültürel farklılıklardan kaynaklanan çatışmalar belirleyecektir.

Yugoslavya’nın parçalanması, Çeçenistan, Pakistan ile Hindistan arasındaki savaşlar medeniyetler çatışmasının birer delili olarak sunulmaktadır.

Huntington aynı zamanda büyük ölçüde evrensel değerler gibi kabul edilen Batı’nın değer ve politik sistemlerinin özellikle de demokratikleşmenin zaman içinde diğer medeniyetlerde bir karşı nefreti, bir karşı çıkışı beraberinde getirdiğini ileri sürmektedir.

Diğer medeniyetler kendilerine ait kültürel kimliklerine, özelliklerine sahip çıktıkça Batı’nın evrensel değerler olmadığı kanaatine ulaşmaktadırlar. Yazara göre Batı, bu durumu kabul etmekte isteksiz davranmaktadır. Çünkü uluslararası sistem Batı tarafından inşa edilmiş, hukuk kuralları onun tarafından yazılmış ve Birleşmiş Milletler onun tarafından şekillendirilmiştir.  Bazı yüzyıllardır devam eden hegomanyasının sonsuza kadar gideceği gibi bir yanılgıya kapılmaktadır. Özellikle Amerikalı seçkinler şekillenen yeni gerçeklikleri kabul etmekte ve kavramakta yeterince kıvrak değillerdir.

Yazar, ekonomik, askeri ve siyasi gücün Batı’dan diğer medeniyetlere doğru kayışında esas olarak iki “meydan okuyan medeniyet” Asya ve İslam medeniyetlerinin önemli etkiye sahip olacağını belirtmektedir. Çünkü meydan okuyan medeniyetler, Batının kültürel anlamda üstünlüğünü kabul etmek bir yana pek çok yönden kendi kültürlerini ondan üstün görmektedirler. Batının karşısındaki medeniyetlerde kendi kimliğine sahip çıkma ve kendini üstün görme bilinci güçlenirken, Batı’da ahlaki çöküş, kültürel intihar ve politik uyumsuzluk sorunları yaşanmaktadır.

Huntington’a göre, Doğu Asyanın Sinik medeniyeti kültürel olarak kendisini ve kendi değerlerini Avrupaya göre göreli olarak daha üstün görmektedir. Özellikle Çin kendisine hedef olarak bölgesel üstün güç olmayı seçmiştir. Konfüçyüsçü sinik medeniyeti çerçevesinde Batının bireyselciliği ve çoğulculuğuna bir karşı duruş vardır. Bu kapsamda bölgenin diğer iki güçlü devleti Kore ve Vietnam Çinin bölgesel güç olma durumuna karşı çıkmak bir yana daha da savunur hale gelmektedir. Yazara göre Çin, Batı’ya karşı en önemli tehlikelerden biri olarak görülmektedir. Çünkü Çin Batı’nın karşısındaki en güçlü uzun dönemli tehdit niteliğindedir. Çinin ekonomik olarak kalkınması ile birlikte medeniyetler arasında esaslı bir değişikliği ortaya çıkabilecektir.  Doğu Asya’da bölgesel hegemonyası bunmayan Amerikan arzuları ile Çinin kültürel alandaki iddia ve yayılmasının çatışması kaçınılmaz gözükmektedir.

Huntington, Müslüman ülkelerdeki nüfus artış hızının hem kendi toplumları içinde hem de komşularında istikrar bozucu bir neden olmaya devam edeceğini ileri sürmektedir. Çok sayıda genç müslümanın,  “İslamcı Yeniden Doğuş”un gücünün sürmesini sağlayacağını, Müslüman militanlığın, savaşçılığın ve göçün nedeni olacağı dile getirilmektedir. Buradan hareketle yazar, Yirmi Birinci Yüzyılın ilk yıllarının büyük bir olasılıkla Batı Karşıtı kültürün ve iktidarın yükselişinin söz konusu olduğu ve Batılı olmayanlar ile Batılı medeniyetler arasındaki çatışmaların bulunduğu yıllar olacağını belirtmektedir.

Hugtington İslam Medeniyetini Çin’in potansiyel müttefiki olarak görmektedir. Çünkü bunların her ikisi de revizyoncu hedeflere sahip aynı zamanda Batı başta olmak üzere diğer medeniyetlere karşı ortak bir çatışmayı paylaşmaktadırlar. Özellikle silahlanma, insan hakları, demokrasi gibi temel alanlar, Çin ve İslam Medeniyetinin Batı ile çatıştığı alanlar olarak düşünülmektedir. Bu iki medeniyet bu alanlarda birbirleriyle işbirliği içinde hareket edeceği alanlar olarak görmektedirler.

Küresel siyaset artık kültürel olarak yeniden şekillenmektedir. İdeolojinin ve süper güçler arasındaki ilişkilerin tanımladığı kamplaşmaların yerini kültür ve medeniyetin tanımladığı kamplaşmalar almaktadır. Soğuk savaştaki blokların yerini kültür toplulukları almaktadır. Medeniyetler arasındaki fay hatları küresel siyasetin başlıca çatışma alanlarını oluşturmaktadır.

Kitapta medeniyet değiştirme çabaları üzerinde de durulmaktadır. Bazı ülkelerin liderleri zaman zaman kültürel miraslarını reddederek, ülkenin kimliğini bir medeniyetten diğerine taşımaya çalışmışlardır. Yazara göre, şimdiye dek bir medeniyetten diğerine taşınma hiçbir zaman başarılı olmadı ve daha çok parçalanmış ve şizofren ülkeler ortaya çıkarmıştır. Bu çabaların başarısızlıkla sonuçlandığı ülke olarak Türkiye üzerinde uzun ve ayrıntılı bir şekilde durulmaktadır. Türkiye geçmişten aldığı mirası reddederek kendisine yeni bir medeniyette yer aramıştır ancak başarılı olamamıştır.

Soğuk Savaş sonrasında küresel siyaseti şekillendiren büyük medeniyetlerin çekirdek devletleri ve bunların oluşturdukları eşmerkezli halkalarla yeni bir medeniyetler düzeni oluşturmuşlardır. Ülkeler, kendilerindekiyle benzer kültüre sahip ülkelerin tarafına katılma ve ortak bir kültürü paylaşmadığı ülkelere karşı denge kurma eğilimi göstermektedirler. Bu kapsamda medeniyetin çekirdek devletinin gücü, kendisine benzer kültüre sahip ülkeleri kendisine çekmesi, farklı kültürdeki ülkeleri itmesinden gelmektedir. Yazar bu kapsamda İslam medeniyetinin zayıf bir yapıda olduğundan bahsetmektedir. Çünkü Müslümanların çekirdek bir devleti bulunmamaktadır. Çekirdek devlet olma konusunda İran, Pakistan, Endonezya, Suudi Arabistan ve Türkiye ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Her bir devletin eksiklikleri bulunmaktadır. Çekirdek bir devlet bulunmadığı gibi bunlar arasındaki mücadele İslam medeniyetinin yaygın iç ve dış çatışmalar içinde kalmasına neden olmuştur.

Yazara göre şekillenmekte olan dünyada, farklı medeniyetlerin devletleri ve grupları arasındaki ilişkiler genellikle düşmancıl bir niteliğe bürünecektir. Bu kapsamda mikro düzeyde fay hatları üzerinde çatışmalar görülecektir. Afganistan ve Körfez savaşı medeniyetler arasındaki fay hatları üzerinde gerçekleşen çatışmalara örnektir. Makro düzeyde ise Müslüman ve Asyalı toplumlar ile Batı arasında şiddetli çatışmalar söz konusudur. Bunun altında kendisini evrensel olarak gören Batı medeniyetinin giderek zayıflamasına rağmen, Batılı olmayan medeniyetlerin güçlenmesi ve dünyanın güç dengesinin yeniden şekillenmekte olması yatmaktadır.

Yazar medeniyetlerin geleceği kapsamında Çin ile ABD arasında başlayacak bir mücadelenin nasıl bir medeniyetler arası savaş ile tüm dünyaya yayılabilecek potansiyele sahip olduğu yönünde bir çatışma senaryosu da sunmaktadır. Yazara göre medeniyetler çatışması gelecekte, Avrupa ve Amerika’yı ya birbirlerine kenetleyecek ya da birbirlerinden ayıracaktır. Medeniyet ile barbarlık arasındaki küresel çatışmada ise dünyanın büyük medeniyetleri din, sanat, edebiyat, felsefe, bilim, teknoloji, ahlak ve sevecenlik alanında kat ettikleri başarılarıyla birlikte ya kenetlenecek ya da birbirlerinden ayrılacaklardır.

Yazar kitabı iki temel tespitle bitirmektedir. Birincisi, oluşmakta olan çağda, dünya barışının karşısındaki en büyük tehlike medeniyetler çatışmasıdır.  İkincisi, bu tehlikeye karşı en büyük güvence ise, medeniyetleri esas alan uluslararası bir düzen olacaktır.

 

Yorumunuz için teşekkürler. Vergi Dosyası

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s